| Türkce | ZonêMa/Kirmancki |
| 1) ben kurtulmuyorum 2) ben bitmiyorum | ez nêxelesinane (nêxelesin) |
| 1) ben kurtuluyorum 2) ben bitiyorum | ez xelesinane (xelesin) |
| 1) ben oraya döküyorum 2) 2) ben oraya parçalara ayrıştırıyorum, ben oraya çözüp parça haline getiriyorsun | ez çırçê (çarçê) ucay kenane (kon) |
| 1) ben sürüyorum (taşıt, hayvan, tarla, toprak, harman, çift...) 2) ben ekiyorum, ben tohum ekiyorum (sebze ve meyve) 3) ben olmaya devam ediyorum, ben sürdürüyorum | ez ramenane (ramenu) |
| 1) ben tahmin edebiliyorum 2) ben şüphelenebiliyorum, ben kuşkulanabiliyorum | ez şikin guman bıkeri |
| 1) ben zorunda kaldım ki bağırayım 2) ben bağırmak zorunda kaldım | ez mecbur mendu ke bıbarri |
| 1) ben zorunda kaldım, bağırdım 2) ben bağırmak zorunda kaldım | ez mecbur mendu, barru |
| 1) benim 2) benim! | (ez) ezane (ezune, eza, ezo, ezu) (ezane!) |
| 1) benzemek 2) kalmak | mendayene |
| 1) beraber, birlikte 2) bir kız ismi | Piya [d.] |
| 1) berhudar ol, teşekkür(ler) 2) "iyi günler göresin", "şanslı, mutlu ol", "yücel", "önder ol" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü | berxudar be! (2) |
| 1) berhudar olun, teşekkür(ler) 2) "iyi günler görün", "şanslı, mutlu olun", "yücelin", "önder olun" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü | berxudar berê! [ç.] |
| 1) berhudar olunuz, teşekkür(ler) 2) "iyi günler göresiniz", "şanslı, mutlu olunuz", "yüceliniz", "önder olunuz" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü | berxudar berêne! |
| 1) berrak, billur gibi, duru, temiz, açık 2) bir kız ismi | Zelal [sıf., d.] |
| 1) beste (müzik yapıtı) 2) bağlı | beste [d.] [Far.] |
| 1) beyaz ekmekler 2) beyaz ekmeği | nonê sıpey |
| 1) bez, çaput, paçavra 2) bez veya kumaşın küçük parçası | paçik |
| 1) bilimci olmak, bilim adamı olmak 2) bilen olmak, bilgili olmak, bilgili kişi olmak, bilgin olmak | zanaoğ/e biyene [e./d.] |
| 1) bilimci, bilim adamı 2) bilen, bilgili, bilgili kişi, bilgin | zanaoğ/e (zandoğ/e, zonaoğ/e) [e./d.] |
| 1) bilimciler, bilim adamları 2) bilenler, bilgili kişiler, bilginler | zanaoği [ç.] |
| 1) binmek 2) korku (hayranlık, yorgunluk) uyandırmak | ero cı niştene (nişen- ro cı, nişt ro cı, ero cı niş- ) [f.] |
| 1) bir şeyi bir şey sayma 2) saygınlık, borç ödemede güvenilir olma durumu | itibar (tibar, tivar) [Ar.] |
| 1) bir çiçek türü 2) Gül, bir kız ismi | Gule (Gul) [d.] [Far. → Orta Far.] [bot.] |
| 1) bir araya koyuyor 2) birbirine ekliyor | keno pêser |
| 1) bir erkek ismi 2) yalın ayak 3) musahibi olmayanlar için kullanılan bir terim | Warway (Werway) [e.] |
| 1) bir erkek ismi 2) yukarıya ait | Corin [e.] |
| 1) bir eve çok gelen kimse 2) Kamber, bir erkek ismi | Qemer, Qember [e.] [Ar.] |
| 1) bir kız ismi 2) bağda üzüm teveği sıralarından her biri | Barane [d.] |
| 1) bir kız ismi 2) kutsal mekan, kutsal yer | Sabe [d.] [din.] |
| 1) bir kız ismi 2) yukarıya ait | Corine [d.] |