| Türkce | ZonêMa/Kirmancki |
| 1) başarmak 2) alışmak 3) kazanmak, yenmek | ser kewtene (kotene) |
| 1) baştan başa, bir uçtan bir uca 2) büsbütün, bütün yüzey | seraser |
| 1) baba, babacık 2) abi, büyük kardeş (saygı olarak) 3) bir erkek ismi | Bakıl [e,] |
| 1) bacak 2) bir kız ismi | şeqe (seqe, saqe, çaqe) [d.] [anat.] (2) |
| 1) bacak, üst bacak, uyluk (kalça ile diz arasında kalan üst bacak kısmı) 2) diz (Varto) | qor (qoro qalınd) [e.] [anat.] |
| 1) bacaklı, bacağı olan 2) bacakları uzun olan, uzun boylu | beşeqe (beseqe, besaqe, beçaqe) [sıf.] |
| 1) bacaksız, bacağı olmayan 2) bacakları kısa olan, kısa boylu, bodur | bêşeqe (bêseqe, bêsaqe, bêçaqe) [sıf.] |
| 1) bacaksızlık, bacaksız olma durumu 2) bacakları kısa olma durumu | bêşeqêni, bêşeqiye (bêseqêni, bêseqiye, bêsaqêni, bêsaqiye bêçaqêni, bêçaqiye) |
| 1) bahse girmek, iddiaya girmek 2) başa çıkmak | bas (behs) kotene |
| 1) bak 2) kontrol et 3) besle | qaytê cı be (ve) |
| 1) bakıyor 2) seyrediyor, izliyor | seyr keno (1) |
| 1) bakmak 2) kontrol etmek 3) beslemek | qaytê cı biyayene |
| 1) bal süzüldükten sonra kalan şey, bal mumu 2) harmanlanmış ot, harmanlanmış ot yığını | çêç [e.] |
| 1) bana seslendi 2) bana yanıt verdi | veng da ((e)ra) mı (1) |
| 1) basmak 2) bindirmek, sırtına yüklemek | ero cı nayene (nan- ro cı, na- ro cı, ero cı n- ) [f.] |
| 1) batırıyor, sokuyor, saplıyor 2) geçirerek koyuyor, geçirerek takıyor | keno pede |
| 1) bataklık, sululuk 2) tarz, üslup, konuşma biçimi 3) orospu | şore [d.] |
| 1) bay, erkek, adam 2) yiğit, cesur | camord (camerd, ciamord, ciamerd, cüamerd, ciwamerd) [e.] |
| 1) bazı, bazıları, bazısı, kimi, kimisi, kimileri 2) az daha | tayê [belgisiz sıf.] (tayê estê ke nêtersenê - bazıları var hiç korkmuyor) |
| 1) bebek 2) beşik | derguş (dergus) |
| 1) bebekler için kullanılan ve yasaktır anlamında bir deyim 2) çocuk dilinde zararlı olan | buv (cız) |
| 1) bedel 2) gezgin derviş 3) dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse | abdal [e.] [Ar.] |
| 1) bekâr (evlenmemiş kimse) 2) ergin (yetişkin) | azeb/e [sıf. → 1] |
| 1) belli belirsiz 2) belli olmayan, belirsiz | beli u bêliman |
| 1) ben böyle yapıyorsam, sebep değildir ki siz bana diyesiniz "kötüdür" 2) benim böyle yapıyor olmam, bana kötü demenize sebep değil | ez ke nia kenane (ken, kon) sebeb niyo ke şıma mırê vacê "xırabıno" |
| 1) ben büyük oldum, ben büyüdüm 2) ben daha yaşlı oldum | ez biyane pil |
| 1) ben büyük oluyorum, ben büyüyorum 2) ben daha yaşlı oluyorum | ez benane pil |
| 1) ben döküyorum 2) ben parçalara ayrıştırıyorum, ben çözüp parça haline getiriyorum | ez çırç kenane (kon) (ez çarç kenane) |
| 1) ben gittim (geçmiş zaman, geçişsiz) | ez şiyane (şüne, şine) |
| 1) ben götürüyorum 2) ben oluyorum | ez benane (ben) |