| Türkce | ZonêMa/Kirmancki |
| 1) arka arkaya sokup sıralıyor 2) kaçındırıyor | fino ra têpey |
| 1) ata binmiş kimse, binici, süvari 2) atlı, atı olan (ör.: atlı araba, atlı spor) | aspar (aspor) [sıf. → 2, or.: sporê aspari] |
| 1) sağaltarak iyileştiriyor 2) tatlılaştırıyor | keno weş |
| 1) yine, gene, tekrar, hâlâ, henüz 2) yakınlarda, geçenlerde, son zamanlarda | hewna |
| 1) öne koyuyor, ö,nüne yerleştiriyor 2) öne ekliyor, önüne ekliyor | keno ver |
| 1) "ak saçlı ihtiyar", Ağaşenliği (Şêniya Ağawu) köyündeki ziyaretgâh 2) Varto, Beşikkaya (Muska) köyünde bir ziyaretgâh | Khalo Sıpe [e.] [din.] |
| 1) ışık hakkı 2) bağış, gülbank sonrası duayı verene hane reisinin cebine koymak için gönülden kopma ve çıralık (hakullah) denilen bir miktar para veya hediye vermesi. | çıralıx [din.] |
| 1) ıslak, yaş 2) şunlar | hi [sıf. → 1] (3) |
| 1) şık, iyi giyimli, zarif 2) becerikli, hünerli | şik [e.] [Fr.] |
| 1) şarap içen 2) içici, içkici | meywer |
| 1) şarkı, türkü 2) şiir 3) kelam (eskimiş: söz, söyleyiş biçimi, söyleme) 4) islamiyetin ana ilkelerini konu edinen bilim | kılame [d.] [Ar.] |
| 1) şenlendiriyor 2) kutluyor | keno şên |
| 1) şişe 2) bardak | şûşe (şuşe) [Far.] |
| 1) şu 2) (işaret zamiri, konuşana uzak ilişkili), orada, şu an (zamansal) | ha (ho) [gram.] |
| 1) şöhret olasın diye yolunu şaşırma 2) şöhret olmak için yolunu şaşırma | serba ke namdar bê, raa xo şaş meke |
| 1) şömine, baca 2) köy evlerindeki pencere | locıne (loce, lojıne, lojune, lozınge) [d.] |
| 1) (biraz) sonra (zamansal) 2) arka, geri, gerisingeri(ye), art (mekânsal) 3) yine, tekrar, bir daha | tepiya (tene tepiya, tepa) (3) |
| 1) (biraz) sonra dur! (zamansal) 2) arkada dur! geri(de) dur! (mêkansal) 3) yine dur! tekrar dur! bir daha dur! | tepiya (tepa) vınde! |
| 1) (biraz) sonra gel! (zamansal) 2) arkaya gel! geri gel! (mêkansal) 3) yine gel! tekrar gel! bir daha gel! | tepiya (tepa) bê! |
| 1) (biraz) sonra gelin! (zamansal) 2) arkaya gelin! geri gelin! (mêkansal) 3) yine gelin! tekrar gelin! bir daha gelin! | tepiya (tepa) bêrê! |
| 1) (biraz) sonra gelmek (zamansal) 2) arkaya gelmek, geri gelmek (mêkansal) 3) yine gelmek, tekrar gelmek, bir daha gelmek | tepiya (tepa) amayene |
| 1) (biraz) sonra gitmek (zamansal) 2) arkaya gitmek, geri(ye) gitmek (mêkansal) 3) yine gitmek, tekrar gitmek, bir daha gitmek | tepiya (tepa) şiyayene |
| 1) (biraz) sonra götür! (zamansal) 2) arkaya götür! geri götür! (mêkansal) 3) yine götür! tekrar götür! bir daha götür! | tepiya (tepa) bere! |
| 1) (biraz) sonra götürmek (zamansal) 2) arkaya götürmek, geri götürmek (mêkansal) 3) yine götürmek, tekrar götürmek, bir daha götürmek | tepiya (tepa) berdene |
| 1) (biraz) sonra götürün! (zamansal) 2) arkaya götürün! geri götürün! (mêkansal) 3) yine götürün! tekrar götürün! bir daha götürün! | tepiya (tepa) berê! |
| 1) (meyve, sebze) soymak, kabuğunu soymak 2) gasp etmek | serde kerdene (serde ken-, serde kerd-, serde ker- ) |
| 1) ağır yüklü olma 2) gebelik (yüklü) | bargıraniye [d.] |
| 1) ağırdan çeken, hantal, eli ağır, yavaş iş gören 2) mesuliyet sahibi, sorumlu, yükümlü 3) gebe, hamile | bargıran [sıf.] |
| 1) ağaç 2) darağacı, sehpa 3) rivayete göre ağaçlar 21 Mart’ta (Hawtemal zamanında) secdeye gelerek yeryüzüne minnetini sunarlar, bu durum, yeryüzünün kendilerine verdiği nimetlerden ötürü ağaçların ibadetidir | dare [d.] [mit. → 3] [Far.] |
| 1) aşağıdan, alttan 2) aşağıdadı:r, alttadır | cêro |